13 Aralık 2014 Cumartesi

Viskinin uzun tarihinin kısa bir anlatısı

(Aşşağıda okuyacağınız yazı, yine benim Twitter hesabımdan geçen haftalarda anlattığım viski, viski tarihi ve kültürü üzerine yazdığım tweetlerin kolajından ibarettir. Neredeyse sadece imla hatalarını düzeltmeye çalıştım ve bir kaç fotoğraf ekledim.)

Aklımda kaldığı kadarıyla viski, viski tarihi ve kültürü:

Viskiye girmeden önce, viskinin de dahil olduğu ağır alkollü içecekler (spirits) konusuna az değineyim. Alkollü içecek yapılırken uygulanabilecek iki tane yöntem vardır. İlki fermantasyon, ikincisi ise distilasyon. Fermantasyon bira konusunda anlattığım mayalanmadır. Mayanın şekeri yiyerek, alkole ve karbondioksite dönüştürmesi olayı. Bu mayalanmayı tahıl üzerinden yapıyorsak bira, üzüm (meyve) üzerinden yapıyorsak şarap elde ederiz. Üzüm konusunu şarapta anlatacağım için girmiyorum ve tahıl üzerinden devam ediyorum. Tahıl, su ve mayayı doğru ortama sokarsak fermantasyon direkt başlar ve alkollü bir likit oluşur bunun sonunda. Buna bira diyebiliriz, ama alkol endüstrisinde bu ortalama %5 alkollü likide 'mash' ismini vermişler. Şimdi bu %5 alkolü, %40-50lere nasıl taşırım ki bir spirit elde edeyim? İşte distilasyon burada devreye giriyor. Distilasyon (damıtma) basitçe söylersem, mash'in içindeki suyu buharlaştırarak azaltma yöntemidir, ki bu da alkol oranının artmasını sağlar. Peki bu distilasyon nasıl yapılır? %5 alkollü mashimizi kazanın içine koyup, altını yakıyoruz, Şu bilgi önemli; su alkolden önce buharlaşır. Haliyle su alkolden önce buharlaşarak yok oluyorken, sonrasından buharlaşan alkol imbiğin uç kısmına gelip soğuyarak tekrar likit hale geliyor ve bira dediğimiz mash’imizi sürekli distile ederek oranı arttırabiliyoruz.

 Bu, sistemi anlamak için çok açıklayıcı bir imbik görseli.
 Mevzumuz işte resimde göründüğü kadar basit.

Bu şekilde bir mash %96 oranına kadar alkole dönüşebiliyor ve buna 'alkol absolu' adını veriyorlar, saf alkol manasında. 'Absolut' marka vodkanın, ismini nerden bulduğunu da anlatmış oldum böylelikle. Konumuza dönelim, distile yani damıtma yöntemi budur, iki distile sonunda elimizde %40 oranında bir likit olur. Ve bu likitin adı bildiğiniz 'votka'dan başkası değildir. Yani sevgili arkadaşlar bir votka yapmak istiyorsanız bile, önce bira yapmak zorundasınızdır.

'Peki viski ne amk?' dediğinizi düşünüyorum arkadaşlar. Mashi damıtma yöntemiyle distile edip elde ettiğimiz votkayı, fıçılara doldurup yıllandırırsak, viski elde ederiz arkadaşlar. İçinizden 'bu muymuş yani amk!' dediğinizi varsayıyorum ama konuya daha yeni girdik... Viskiye yeni başlıyoruz daha... Şimdiii, Jack Daniel's de bir viski, Chivas Regal da, J&B'de, Glenlivet de, Jameson da diğ mi? Lakin alakaları dahi yok. Neden mi? Bulgur pilavı, pirinç pilavı, meyhane pilavı, mercimek pilavı nasıl birbirinden farklıysa, viskiler de farklılar elbette. Japon viskileri, Dutch, American single maltları, ve artık bütün dünya piyasasının yapmakta olduğu-çalıştığı viski, halen daha gelenek olarak üç ana bölgede sınıflanır. Bunlar da İskoçya, İrlanda ve Amerika-Kanada’dır. üçünün de kendine ait kuralları ve yöntemleri vardır. Bölge haricinde, bir de kullanılan hammaddeye göre sınıflandırma vardır. Bunların ilki, single malt viskisi, yani sadece tek bir arpa maltı kullanılarak yapılan viski. İkincisi grain viskisi, içinde arpa maltı hiç olmayan, buğday, çavdar, yulaf, mısır gibi tahıllardan elde edilen viski. Üçüncüsü blended viskisi, adından da belli olduğu gibi harman, yani hem arpa, hem tahıl kullanılarak yapılan viski. Blended harmanlarında kullanılan arpa maltı, viskinin kalitesini belirler. Blended viskilerde arpa maltı minimum %20 oranının altında kulllanılmaz. Mesela J.W Blue Label, içinde %80 arpa maltı bulunan bi harmandır, şişe fiyatı 700 tl civarındadır (tabi bunda içinde kullandığı viskilerin bazılarının 30-50 sene yıllanmış olmasının da payı vardır.), Chivas Regal'in fiyatıyla birlikte deluxe kategorisine girmesinin nedeni kullandığı arpa maltını %40'ın altına düşürmemesidir. Bir de blended malt ya da diğer bir değişle pure malt viskisi vardır. Bunlar da grain viskisi olmaz, lakin birden fazla arpa maltının harmanıdır. Basitçe bir cümleyle yıllanma konusundan da bahsedeyim... Bölgeden bölgeye değişse de, bir içkiye viski denmesi için alt eşik olan 3 yıl yıllanma şartı vardır. Yani kısaca viskide başlangıçta temel olarak bahsedebileceğimiz üç konuyu anlatmış olduk böylelikl; bölgesi, ham maddesi ve kaç yıllık olduğu. Şimdi viskinin bölge bölge nasıl yapıldığına bakalım... Bölgelere geçmeden önce, viskinin tarihsel ilerleyişine de az bakalım istiyorum...
İrlanda ve İskoçların viskiyi ilk biz bulduk kavgası hala güncelliğini korusa da, viskiyle ilgili ilk yazılı kaynak 15. yüzyıl İskoçya’sından… Hayat suyu manasına gelen viski, ilk kez orada geçmiş. İskoçların eski dilinde hayat suyu da, usque baugh gibi bi şekilde yazılıyor. usque baugh, uskuba diye okunuyor, zamanla usque olarak kısalmış, usque (usku) da, viski halini almış diye söyleniyor yıllar içinde. İlk başta elbetteki sadece single malt viskisi vardı. Harman yok, tahıl viskisi yok. sadece imbiklerden damla damla yapılan single malt var. Viski tabi piyasaya giriyor, piyasa demek İngiltere demek oluyor haliyle ve Cin’in tahtını zorlamaya başlıyor. İngilizler cinciler. alkol olan cin… Yalnız viski, imbiklerde yapıldığından seri üretim yapılamıyor, arpa hammaddesi de pahalı, bir de satış yasağı geliyor İngiltere’den... Sonuçta kimse piyasada rakip istemiyor-istemez, haliyle en kolay yol yüksek vergi koyup, yasak değilse de satışı zorlaştırmak oluyor o dönemde viskiyi. Merdiven altına giren viski kimseyi memnun edemiyor o dönemler, ortaya Coffey adında bir gümrük memuru çıkıyor. Coffey gümrükte kaçak viskicilerle haşır neşir olup viskiyi sevmeye başlayan bir memur. Bir yerden sonra viski için düşünmeye başlıyor. Bu iş damla damla olmaz deyip, yeni bir sistem geliştiriyor. Sürekli damıtım ya da Coffey Still denilen yöntemi buluyor. Ufak imbik yerine dev bir boru düşünün, aşağıdan giren mash, yukarıdan çıkan distile olmuş likit, ve durmayan bir sistem. Müthiş bir üretim var, lakin bu sistem maltın damıtılması sistemine ters, haliyle sadece tahıl yani grain viskisi üretiyor. Malt bir viski yapılırken, damıtımdaki ilk damlayan kısım ve sona kalan kısım viskiden ayrıştırılır mesela kalite amaçlı. Bu sistemde bu mümkün değil. Haliyle üretim iyi, seri ve ucuz ama kaliteli değil. Haliyle viski hala istediği yere ulaşmış değil. Eee napmalı? Neden kaliteli malt viskiyle, kalitesiz grain viskiyi karıştırmıyoruz ki? Elbette, Andy Usher'dı sanırım ismi, harman olayını başlatıyor. Ve o da ne, kıyamet kopuyor. Her yerde kendi harmanını yapan insanlar, envai çeşit lezzet, muhteşem bir yükselme grafiği. HAYAT SUYU GELİYOR!!!...
Ve artık bölgelere ve markalara değinme zamanı geldi. Bu kısımlarda çok ilginç hikayeler var... Ne demiştik en son, Usher diye bir adam geldi ve harmanlamayı başlattı ve o saatten sonra viski popülerleşmeye başladı. Harman mevzusunda bir numara yok, Cola ve Fanta'yı karıştırmak gibi esasen, ama mevzu doğru viskileri bulmak ve evlendirmek. Evlendirme dedikleri olay karışımı yapılan viskileri 3-6 ay arasında fıçıda bekletmek oluyor. 'Marriage' dedikleri hadise. Dets ol. Hal böyle olunca istediğin markadan istediğin viskiyi alıp harmanlayabiliyorsun. Mesela çok bilinen Chivas Regal'in imalathanesi bile yok. Belirli imalathanelerden viskiyi alıyor, evlendiriyor ve şişeliyor. Dets cast it.
Peki, İskoç viskisinin özellikleri nedir deyip az girişelim artık... 3 yıldan az olmama yıllanması ve minimum %40 alkol oranı zaten genel bir kural, bunun dışında İskoçlar viskilerini iki kere damıtırlar. Ve kilit nokta, arpalarını turba dedikleri İskoçya’ya özgü balçık kömüründe kuruturlar. Bu bir Scotch'un en karakteristik özelliğidir. Bunun haricinde İskoçya Highland, Lowland, Speyside ve Islands olmak üzere 4 ana bölgeye ayrılmıştır. Coğrafi ve iklim değerlerinin farklılığı viskinin karakterini de belirler. Etikette yazan bölge ismi haliyle çok şey söyler. Bölgeler adından belli zaten; Speyside, Spey Nehri'nin civarı, en fazla viski imalathanesi burada yer alır. Yayla bölgesi diyebileceğimiz Highland, Speyside'ı da içine alan bir bölgedir. Yine adı üstünde adalar bölgesi olan Islands ve güneyde yer alan, sayıca az imalathane bulunan Lowland Bölgesi. Highland ve Speyside bir nevi viskinin beşiği, adalar ise karakteristik özellikleriyle viskinin bir nevi zirve noktalarından. Highland ve Speyside'ın demirbaşları olarak Macallan, Glenfiddich ve Glenlivet söylenebilir. Hepsi için birer not söyleyecek olursam; Glenfiddich Amerika’da en çok satan malt viskidir. Glenlivet'se ağır vergilerin kalkmasından sonra ilk izinli marka olarak piyasayı başlatma özelliğini taşıyor. Macallan içinse Mehmet Yalçın’ın anlattığı ufak bir hikâye anlatayım. Bu arada makelın değil makalan diye okunuyor bu viskimiz. Şimdi... viski ortalığı kasıp kavurmaya başlayınca İngiltere medyası 'neymiş bu single malt...' diye haber yarışına girmeye başlamış. O ara bir gazetenin yayın yönetmeni de bir muhabirini İskoçya’ya göndermiş, 'git öğren, en iyi marka viskiden de bana 1 koli al gel...' demiş. Muhabir hangi bölgenin viskisini içse oranınki en iyi diye söylüyorlarmış bölge halkı ve satıcısı, her mekanda ayrı ayrı cevap alıp durmuş. Napsak falan derkene... tek tek her bölgedeki imalathanelere gitmeye başlamış ve 'iskoçya'daki en iyi iki viski hangisi?' diye sormuş. Daha sonra da gelmiş kaldığı otele... birincileri direkt geçmiş ve başlamış ikincileri toplamaya, neredeyse tamamına yakını ikinciye macallan'ı yazmış. Ve döner dönmez manşeti patlatmış 'en iyisi macallan!' diye. Biz de barda kendi aramızda tanrıların içkisi deriz 'macallan siena'ya. - :) -
 Adalar bölgesi, Türkiye’de ismen olmasa da karakter olarak en çok bilinen viskileriyle ünlüdür. Lagavulin, Talisker'i ya da Islay ya da Skye Adası'nı bilmez ama 'Yaa böyle isli, iyotlu, okyanus gibi sanki, yağlı...' diye damakta kalan lezzeti bilir bu viskileri içenler.

Kim tahmin edebilir ki, şu fotoğrafta görülen doğa harikası mekanda, %46-
%50, hatta %60 alkol oranlı taş gibi viski Ardbeg'in üretildiğini...
Ada viskileri serttir, taş gibidir, yağlıdır, iyotludur, yosun, okyanus, is kokar. 250 metre uzaktan koklanıp, anlaşılabilir. Hatta şöyle ki, içinde ada maltı bulunduran harman viskileri bile bu şekilde kolayca ayırt edilebilir. En az 3 sene yıllanma demiştik, single maltlar genelde 10 seneden önce piyasaya çıkmazlar. Otoriteler en tepe olgunluk için 12 yıl dese de, bunun fantezisini yapmaktan keyif alır viski üreticileri. Elbette bunun da bir bedeli vardır; Viski bekledikçe buharlaşır ve fıçılarda bekleyen viskilerin ortalama %3-5'i buharlaşarak yok olur. Buna da 'meleklerin payı' derler. Daha anlatacak şey bitmez tabi, ama ben İskoçya’dan Johnnie Walker'ın deha evladı Alex Walker'ı anlatıp Scotchları bitircem.
 Johnnie Walker ufak bir kasabada bakkal işleten bir adam, fakat sadece ıvır zıvır satmıyor, ne ararsan var... Viskileri karıştırıp kendi harmanını dahi satıyor fakat bir bakkaldan fazlası değil. Bir de bunun oğlu Alexander var. Alex yaşı gelince terk ediyor kasabayı, şehre gidiyor, Glasgow’aydı galiba ve burada babasının viskisini satmaya çalışıyor.

 İşte Alex Walker'ın tasarım dehası efsane şişesi.                                                                                                       
Tabela filan yapan bir arkadaşı var, yürüyen adam logosunu beraber buluyorlar. Ama Alex yuvarlak şişe yapmak istemiyor. Hem farklı olmak istiyor, hem de kare şişenin daha rahat stoklanacağını düşünüyor ve standart şişe tasarımından uzak duruyor. Hatta o kadar farklı şeyler istiyor ki, etiketi bile düz yapıştırmayı düşünmüyor. 30 derecelik bir açıyla damgalıyor şişe etiketlerini de... Her şey tamam, ama viskisini alan kimse yok, tadılsa beğenileceğinden emin, ama kimse bu farklı şişeye yüz vermiyor. Alex limana gidiyor, o zaman denizcilik altın çağında, kaptanlar ülke başkanı gibi kıdemli. Alex her gemi kaptanına bir kasa viski veriyor. Bu bir kasa viskileri umursamıyor kaptanlar, para vermeyiz buna diyorlar. Alex de bunların hediye olduğunu söylüyor. 2-3 ay sonra gemiler limana tekrar geldiğinde Alex viskileri soruyor, kaptanlar 'fena değil' deyip geçiyorlar. Alex bu sefer iki kasa hediye ediyor. Kaptanlar 'para vermeyiz' diyor yine. Alex bunlar da hediye diyor, bir kasa size, diğeri de gittiğiniz limanlarda rüşvet ve hediye olarak kullanmanız için diyor. Aylar sonra kaptanlar bu sefer Alex'i buluyorlar. Gittikleri yerlerde viskinin beğenildiğini ve bir kaç kasa viskiyi parayla alabileceklerini söylüyorlar. Seneler seneleri kovalıyor elbette. Alex Walker dehasının ve oynadığı kumarın karşılığını alıyor, babasının bakkalından bir rüya gerçekleştiriyor. Halen daha, dünyanın en çok satan harman viskisi Johnnie Walker Red Label, en çok satan deluxe harmanı da Johnnie Walker Black Label'dir. Black Label'in ortaya çıkışı da Alex'in göze aldığı kumarın bir benzeridir ve yine müthiştir ama bitirelim İskoçya'yı artık...

Şimdi yeni kıta Amerika’ya gidelim ve biraz bu sert adamların içkilerinden bahsedelim... Her şeyde olduğu gibi viski de Amerika’ya, Avrupa’dan gelenlerin getirdiği ve onların talebi sonucu endüstrisi oluşan bir içki olmuştur. Amerika’da viski yapılışları bakımından iki ana bölgeye ayrılırlar, Tennesse ve Bourbon. Yani evet bütün Amerikan viskileri Bourbon değildir. Tennessee deyince akla Jack Daniel's gelir elbette. Yapılıştaki ufak farklılıklarla Bourbon'dan ayrılır. Ama önce genele bakalım; Amerika’da mısır bereketi olduğundan, hammadde olarak mısır ağırlıklı olarak kullanılır. Arpa maltı ve çavdar da kullanılır viskilerinde, lakin bir viskinin Amerikan olması için %51 mısır içermelidir ve hiç kullanılmamış meşe fıçısında yıllanmak zorundadır. Şimdi güzel bir detay var burda. Amerikan yasaları ikinci el fıçıya izin vermezken, İskoçlar eski fıçılara bayılırlar ve Amerika’dan bu fıçıları satın alırlar. Mesela İskoçlarda bahsettiğimiz Macallan'ın özelliklerinden biri, yıllanma işini kullanılmış Sherry Şarabı fıçılarında yapmalarıdır. İskoçlar bunun birer lezzet olduğunu düşünürler, Amerikalılar da galiba 'bizde para bok!' diyor olabilirler. %51 mısır ve sıfır fıçı dedik, bir de yıllanmadan bahsedelim. Amerika iklim olarak daha sıcak olduğundan viskileri kolayca olgunlaşır. Ve viskilerini sadece 1 kere damıtırlar,  iklim de uygun olduğundan yıllanma olayına gerek duymazlar ve 3 yıl dolunca patlatırlar fıçıyı… -:) -
Şimdiiii, bu genel bilgilerden sonra Tenessee ve Bourbon'u birbirinden ayıran nedir diye soralım? En net detay, kömürdür. Evet, kömür. Tennessee'ciler viskilerini kömürün üzerinden damıtırlar. Viski kömürü yalar geçer yani. İkincisi ise 'sour mash' olayı. Nedir sour mash olayı? Tenesseciler viskilerini asla ziyan etmezler. Mashi damıtırken ilk baştaki ve fıçının dibinde kalan kolpa kısmı atmak yerine, bir sonraki fıçıya aktarırlar ve bu her fıçıda bir sonrakine devredecek şekilde devam eder. Bourbonlarınsa en bilineni Jim Beam'dir. Bu arada Jim Beam, Japon viski devi Santory'le birleşti. 2015'te Japon Viskisi de bulunabilecek ülkemiz topraklarında diye ekleyip devam edeyim. Amerika’da mısır olduğu gibi, Kanada’da da çavdar yetiştiğinden, hammadde büyük oranda çavdardır. Amerika’daki içki yasağının Kanada’ya çok acı etkileri olmuştur belki ama viskideki çok fena. Emek, ömür, çaba isteyen viski, içki yasağından sonra haliyle bulunabilen bir şey değil. Haliyle Kanada bu konuda pilot nokta oluyor. Kaliteye, yıllanmaya bakılmaksızın üretilip kaçak piyasaya yollamak adına saçma sapan tesislerin beşiği oluyor Kanada. Ve bu yanlış kültür ve sistemsiz tesislerin kurbanı olmaktan kurtulamıyor. Halen daha bir prestiji bulunmayan bir konumdadır Kanada Viskileri. Son olarak da Jack Daniel'in kainattaki en aptalca ölümünden bahsedip Amerika hikayemizi sonlayalım. Jack sert adam, karı kız, para bok takılan birisi, evlenmiyor bile. Keyfinde bir garip adam. Bir gün kasadan para alacak, anahtarı mı bulamıyor, anahtar kasayı mı açmıyor ne, çıldırıyor bu. 'Sikerim senin gibi kasayı!' deyip basıyor tekmeyi. Basıyor da ayağını da pert ediyor. 'Sikerim ayağını da lan!' deyip geçiyor masasına. Ayağı iltihap falan kapıyor, diyorlar ki doktora gidelim, doktor gelsin burada baksın filan. tabi derken bile korkuyorlar, Jack hakkaten sert adam. 'Sikerim doktoru da, sizi de, siktirin gidin bana bişey olmaz!' deyip, dolduruyor viskisini. Sonra bir kaç gün geçiyor geçmiyor. bu iltihap yüzünden ölüp gidiyor Jack Amca ciddi ciddi. Böyle bir adam da ancak Jack Daniel's gibi bir viskiyi yaratırmış hakikaten. Amerikan Viskileri az yıllandığından sertlerdir, fıçıları içine şeker sürüldükten sonra yakılıp öyle kullanılır; vanilya, karamel tadı bundandır. Sert olduklarından da bol buzla içimi tavsiye edilir. On the rocks tabirinin müsebbibidir bir nevi ek bilgi olaraktan.

Başta demiştik 'Viskiyi biz bulduk!' kavgasını İrlandalı kardeşlerimiz hala sürdürmekteler. İrlanda Viskilerini de ben ayrı severim by the way. İrlanda viskileri, İskoçlardan epey evvel ticarileşmiş ve kıtaları aşmıştır çok öncesinde. Fakat Amerika’daki alkol yasağı, en geniş hacimli ihracatını yapan İrlanda Viskilerini korkunç bir krize sokmuştur. O zamandan tepetaklak olan viski ekonomisi, belini anca doğrultmuş olsa da, pazarın yeni sahibi İskoçlara boyun eğmiştir. İrlandalılar viskiye bayılır, viskinin hasını kendilerinin yaptıklarını düşünürler ve yıllanmanın bokunu çıkarmaktan hoşlanmazlar. 'İçmek varken niye fıçıda bekliyor bu amk viskisi zaten güzel...' diye düşünürler.- :) - İrlanda Viskisi'nde arpa başat hammadde olsa da, yulaf bolca yetiştiğinden, o da kendine yer bulur ve elbette diğer grainler de. Bushmills'in single maltı, Türkiye pazarına da gelecek olan Connemara varsa da, single malt olayı yaygın değildir İrlanda’da. İskoçlar iki, Amerikanlar bir demiştik, İrlandalılar viskilerini üç kere damıtırlar. Ve maltları sacın üzerinde kuruturlar. Haliyle kömür, is kokusu viskilerinde görülmez. Daha çiçeksi kokuya sahiptirler.

En bilinen İrlanda viskisi Jameson, bir kişiye ait bir marka değildir, İrlanda’daki viskicilerin oluşturduğu bir kollektivitenin adıdır.

Bu gördüğünüz şişeyi İrlanda'da hiçbir markette bulamazsınız, bunun yerine küçüklü-büyüklü envai çeşit markayla karşılaşırsınız. Bunun nedeni bu küçüklü-büyüklü markaların ihracat amaçlı oluşturdukları kollektivitedir. 

İrlanda’nın kültüründen olsa gerek viski orada halkın içkisidir, ucuzdur ve ucuz kalması için uğraşılır. Türkiye’de bile bir şişe jameson'ın fiyatı 70-80 lira civarında halen. İrlanda ile ilgili Mehmet Yalçın’ın anlattığı eğlenceli bir hikâye var ama sonraya kalsın bu da, İrlanda’yı da bu kısa bilgilerle kapatalım.
Şimdi gelelim viski pahalı, nerde bulak da içek önermesi üzerine kafa patlatmaya... 100 Pipers, Long John, Teacher's, Jameson, Jim Beam White gibi viskiler hem lezzetli, hem de 70-80 tl fiyata satılırlar Türkiye'de 70cllik şişeleri. Ortalamaya vurursan 1cl = 1tl, 1 kadeh (5cl) = 5 TL gibi bir fiyat çıkar karşımıza. 4 şişe Efes Pilsen ya da Tuborg’un, bakkal fiyatı 20 TL’dir ve sadece içip, işersin 4 kere. Sana sunduğu budur yalnızca. 2 kadeh Teacher's içip, 3.'yü doldururken henüz 15 TL harcamışsındır ve damağın, burnun, dilin, beynin ve miden bayram ediyordur ve abartmıyorum. Yeter ki içeceğin şeyi bil, tanı, gör, dene. Evet, Lagavulin pahalı, ama bırak da pahalı olsun 16 yıl fıçıda beklemiş bir tarihi eser o. Asıl fiyat sorunumuz viski değil, birada var zaten; bir weissebierı elin almanı 1 Euro’ya içerken, Türkiye pazarına 10-15 tl civarında giriyor amk! Haliyle viski, bana biradan daha halkçı ve avam görünüyor bu nedenle. (bunda İrlandalıların payı büyük tabi) Ve son olarak yaşasın viski kardeşliği diyorum, çünkü birayı bu ülkede bize içirmiyor amk ekonomisi ve politikası. Üst kültür sanılıp, burun kıvrılan viskiye can kurban.

0 yorum:

Yorum Gönder